5/11/2009 · Kategori: DSP

TÜRKİYE'Yİ MACERADAN KORUYAN.

Devlet adamı, siyasetçe, şair, gazeteci Bülent Ecevit'i ölümünün 3. Yılında andık. Ecevit'i anmak ve O'nu anlamak ayrı bir duygu, Ecevit için iki ayrı tören ise ayrı ve düşündürücü bir davranış. Üzülerek belirteyim ki; Ecevit'i anmak için iki ayrı törenin düzenlenmesi bizleri yeniden hüzünlendirdi. Ecevit, sadece bir aileye veya siyasi düşünce taraftarlarına mal olmuş bir lider değil, gerek kararlılığı, dürüstlüyü, nezaketi ve ilkeleri ile tüm millete layık olmuş bir lider. Eşi Sayın Rahşan Ecevit'in ve DSP Genel Merkezi'nin birlikte olmayıp ayrı ayrı tören düzenlemeleri bence Ecevit sevgisi ve bütünleştirici yaklaşımına pek de yakışmadı. Her iki grup hiç olmazsa yasta birlikte olabilme olgunluğunu göstermeliydi. Burada ben kimseyi suçlamıyorum. Her iki grup ta kendi düşüncesine göre ne kadar haklı olurlarsa olsun, yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi birliktelikten yana olan Ecevit'e Ankara'da iki ayrı tören pek de güzel olmadı.Ecevit, Atatürk ve İnönü'den sonra günümüzde alternatifi henüz olmayan tek liderdi.Ecevit, Kıbrıs Barış Harekatı ile de gösterdi ki, savaş deneyimi olan ve Türkiye'yi maceradan korumasını bilen bir liderdi.Ecevit, Terörist Abdullah Öcalan'ı ABD'nin de katkıları ile Türkiye'ye getirip mahkum olmasını sağlayan ve bunu seçim ve siyaset malzemesi yapmayacak kadar olgunluk gösteren ve sorumluluk bilen bir liderdi.Ecevit, koalisyon ortaklığı döneminde politik dengeyi korumasını bilen, parti çıkarları değil ülke çıkarlarının ön planda tutulması için ortaklarını ikna edebilen güvenilir ve inanılır bir liderdi.Ecevit, çalışanlar ile çalıştıranlar arasında barışın ve hakça bölüşümün sağlanması için toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt hakkının yararlarını bilen ve bu konuda dengelerin korunması için yasal düzenlemeyi savunup gerçekleşmesine katkı veren barışçı ve koruyucu bir liderdi.Ecevit, siyasette çıkarcı ve yandaşlarının hep hedefi oldu. 1978 yılında görülen yoklar ve kuyrukların sorumlusu hep Ecevit gösterildi. O dönemde kuyumcular bile grev yaptı, altın alıp satmadı. Ecevit kuyumcular tarafından protesto edilen tek liderdi.Kararlıydı, ülke çıkarları O'na göre hep ön plandaydı. Ecevit, önce ülke sonra siyaset diyebilen deneyimli ve sorumlu bir liderdi.ABD tepkisine rağmen haşhaş ekimini serbest bırakan, başta stratejik olmak üzere madenlerin devletleştirilmesini sağlayan, açık öğretim ve 8 yıllık temel eğitimin temellerini atan, Irak'ın, işgaline karşı çıktığı için iç ve dış çevrelerce iktidardan uzaklaştırılan Bülent Ecevit 2001 yılı krizinden de hep sorumlu tutuldu. Bugün de sorumlu tutulan üçlü koalisyon ortakları Anap, MHP değil sadece DSP ve Bülent Ecevit oldu. Başbakan Bülent Ecevit ülkemizde görülen 2001 krizinin sorumlusunun ‘küresel değil' ülkemizi büyük acıya boğan 17 Ağustos depremi olduğunu dahi gündeme getiremeyecek kadar sır ve sorumluluk bilen bir liderdi.Ne ezen, ne ezilen, hakça bir düzen sloganı ile siyasete atılan, siyasette nezaketi hep ön planda tutan Ecevit'in yaptıkları ve yapamadıklarını sıralamamızı bir kenara bırakalım; bugün Ecevit iktidarını değil, seviyeli ve kararlı muhalefetini de arar olduk... Tüm Başbakan ve siyasi liderleri de Ecevit gibi anmak ve hatırlamak dileği ile saygılar sunarım...                                                                 Kadri Özen


GAZLI MÜDAHALE


İşçi hakkını mı aramak istedi?...

Memur bütçe kanunundan kendisine de imkan verilmesini mi önerdi?...

Öğrenci üniversite kampusunda kitap sıtandı mı açmak istedi?… Veya harçların kaldırılmasını mı talep etti?…


Kim istediğini dile getirmek için demokratik olan gösteri ve protesto hakkını kullanmaya kalkışsa ilk karşılaşacağı tepki “Gazlı Müdahale”

Bu müdahale biber gazı, sinir gazı, gülme gazı veya göz yaşartıcı gaz olarak eylemcilerin en doğal kısmetleri.

İşçiye, memura, emekliye köylüğe yapılan gazlı ve dondurucu sağukta Tekel işçisine yapılan sulu müdahale bu kez öğrencilere gazlı olarak yapıldı.

Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi'nde çıkan olaylarda bir polis memuru ayağından bıçaklanırken, 66 öğrenci gözaltına alındı.

Olayların nedeni bir grup öğrencinin kitap standı açmalarına izin verilmemesi olarak gösterildi. Olaylara polisin sert müdahalesi Ankara’nın Kızılay ve Sıhhıye semtlerinde de protesto edildi. Temennim 12 Eylül öncesi olduğu gibi olayların protestoların diğer üniversitelerde de sürdürülmemesi.

Diğer protesto gösterilerinde olduğu gibi Rektörlük tarafından üniversiteye davet edilen polis yeniden orantısız gücünü kullanmaktan kendisini alı koymamış ve kütüphaneye sığınan öğrencilere biber gazı ile müdahaleden vazgeçememiştir.

Burada yeterince sorumluluğunu idrak edemeyen ve öğrencilerin doğal ve basit bir taleplerini çözemeyerek üniversiteye polis çağıran Rektörlük her şeyden önce sorumludur.

Rektörlük kendi düşüncesine ve üniversite yönetim anlayışına göre polis çağırmakta haklı olabilir. Üniversite rektörlüğü polisin bu tür olaylara müdahalesinde gösterdiği tepkiyi de umarım göz ardı etmemiştir. Üniversitenin yeni açıldığı şu günlerde kendi iç bünyesinde olan basit bir olayı çözemeyen yönetimin öğrenciler karşısında düştüğü durumu da göz ardı etmememiz lazım. Üniversite Rektörlüğü bu olaydan sonra bir çok öğrenci tarafından ister istemez tepki çekecek ve bundan sonraki protestolar sadece polise karşı değil yönetime karşı da olacaktır.

Hele Kuzey Irak’tan gelerek teslim olan ve terör örgütü üyesi olmalarına rağmen bu olaydan pişmanlık duyduklarını ifade bile etmeden serbest bırakılan teröristleri karşılayanların gösterdiği yasadışı davranışlara göz yuman hükümete olan güven ve hoşgörü iyice yok olacaktır.

İster gözaltına alınan olsun ister alınmayan öğrenciler olsun, üniversiteliler 8’zi Kandil’den 26’sı Mahmur kampından gelen yasadışı ve bölücü terör örgütü üyelerine yapılmayan uygulamanın dozunu aşarak kendilerine uygulanması konusunda daha da bilenecek, Rektörlüğe olduğu kadar polis ve mevcut hükümete olan güvenlerini yitireceklerdir.

Af bile dilemeyen teröriste gösterilen muamelenin, üniversite harcı kaldırılsın talebini dillendiren öğrenciye uygulanmamasının hiçbir haklılık yanı bulunmamaktadır.

Bu uygulama ile Üniversite yönetimi polis ile öğrenciyi karşı karşıya getirmiştir.

Polis her şeyden önce yansız davranmak zorundadır. Türbanlıların düzenlediği gösterilerdeki olgunluğunu kitap standı açmak isteyen ister sağcı, ister solcu olsun tüm öğrencilere de göstermelidir. Polisin bu tür olaylarda tarafsız davranmaması kendisi hakkında sürdürülen “Fetullahcı” kampanyasını daha da yaygınlaştıracaktır. Bu tür olaylar sadece öğrencilerin değil, aileleri ve yakınlarının da polise olan güvenini daha da azaltacaktır. Kandilden gelenlere gösterilen yasadışı hoşgörü ve uygulamaların öğrencilere de gösterilmesini istememiz hepimizin en doğal hakkıdır.

Saygılarımla..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/10/2009 · Kategori: Siyaset Yasam

POLİSİN ORANTISIZ GÜCÜ:

GAZLI MÜDAHALE


İşçi hakkını mı aramak istedi?...

Memur bütçe kanunundan kendisine de imkan verilmesini mi önerdi?...

Öğrenci üniversite kampusunda kitap sıtandı mı açmak istedi?… Veya harçların kaldırılmasını mı talep etti?…


Kim istediğini dile getirmek için demokratik olan gösteri ve protesto hakkını kullanmaya kalkışsa ilk karşılaşacağı tepki “Gazlı Müdahale”

Bu müdahale biber gazı, sinir gazı, gülme gazı veya göz yaşartıcı gaz olarak eylemcilerin en doğal kısmetleri.

İşçiye, memura, emekliye köylüğe yapılan gazlı ve dondurucu sağukta Tekel işçisine yapılan sulu müdahale bu kez öğrencilere gazlı olarak yapıldı.

Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi'nde çıkan olaylarda bir polis memuru ayağından bıçaklanırken, 66 öğrenci gözaltına alındı.

Olayların nedeni bir grup öğrencinin kitap standı açmalarına izin verilmemesi olarak gösterildi. Olaylara polisin sert müdahalesi Ankara’nın Kızılay ve Sıhhıye semtlerinde de protesto edildi. Temennim 12 Eylül öncesi olduğu gibi olayların protestoların diğer üniversitelerde de sürdürülmemesi.

Diğer protesto gösterilerinde olduğu gibi Rektörlük tarafından üniversiteye davet edilen polis yeniden orantısız gücünü kullanmaktan kendisini alı koymamış ve kütüphaneye sığınan öğrencilere biber gazı ile müdahaleden vazgeçememiştir.

Burada yeterince sorumluluğunu idrak edemeyen ve öğrencilerin doğal ve basit bir taleplerini çözemeyerek üniversiteye polis çağıran Rektörlük her şeyden önce sorumludur.

Rektörlük kendi düşüncesine ve üniversite yönetim anlayışına göre polis çağırmakta haklı olabilir. Üniversite rektörlüğü polisin bu tür olaylara müdahalesinde gösterdiği tepkiyi de umarım göz ardı etmemiştir. Üniversitenin yeni açıldığı şu günlerde kendi iç bünyesinde olan basit bir olayı çözemeyen yönetimin öğrenciler karşısında düştüğü durumu da göz ardı etmememiz lazım. Üniversite Rektörlüğü bu olaydan sonra bir çok öğrenci tarafından ister istemez tepki çekecek ve bundan sonraki protestolar sadece polise karşı değil yönetime karşı da olacaktır.

Hele Kuzey Irak’tan gelerek teslim olan ve terör örgütü üyesi olmalarına rağmen bu olaydan pişmanlık duyduklarını ifade bile etmeden serbest bırakılan teröristleri karşılayanların gösterdiği yasadışı davranışlara göz yuman hükümete olan güven ve hoşgörü iyice yok olacaktır.

İster gözaltına alınan olsun ister alınmayan öğrenciler olsun, üniversiteliler 8’zi Kandil’den 26’sı Mahmur kampından gelen yasadışı ve bölücü terör örgütü üyelerine yapılmayan uygulamanın dozunu aşarak kendilerine uygulanması konusunda daha da bilenecek, Rektörlüğe olduğu kadar polis ve mevcut hükümete olan güvenlerini yitireceklerdir.

Af bile dilemeyen teröriste gösterilen muamelenin, üniversite harcı kaldırılsın talebini dillendiren öğrenciye uygulanmamasının hiçbir haklılık yanı bulunmamaktadır.

Bu uygulama ile Üniversite yönetimi polis ile öğrenciyi karşı karşıya getirmiştir.

Polis her şeyden önce yansız davranmak zorundadır. Türbanlıların düzenlediği gösterilerdeki olgunluğunu kitap standı açmak isteyen ister sağcı, ister solcu olsun tüm öğrencilere de göstermelidir. Polisin bu tür olaylarda tarafsız davranmaması kendisi hakkında sürdürülen “Fetullahcı” kampanyasını daha da yaygınlaştıracaktır. Bu tür olaylar sadece öğrencilerin değil, aileleri ve yakınlarının da polise olan güvenini daha da azaltacaktır. Kandilden gelenlere gösterilen yasadışı hoşgörü ve uygulamaların öğrencilere de gösterilmesini istememiz hepimizin en doğal hakkıdır.

Saygılarımla..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

20/10/2009 · Kategori: Siyaset Yasam

ATIŞMALAR SÜRÜYOR

LİDERLERİN ATIŞMASI...

TBMM’de grubu bulunan üç siyasi parti grup toplantılarında alışılmışın dışına çıkmadan, bizlere halk ozanlarını da hatırlatarak; karşılıklı atışmalarını sürdürdü.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Deniz Baykal’ı, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de; AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ı suçladılar.

Günlerdir kamuoyunda tartışılan Erdoğan-Baykal görüşmesinde kamera krizi aşılmadı. Recep Tayip Erdoğan konuşmasında son noktayı koyarak kameralı görüşmeye katılmayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın bu kesin kararını olumlu karşılamamak mümkün değil!

Açık toplumlarda iki liderin açık açık konuşması ve bunun halk tarafından detayları ile öğrenilerek irdelenmesi en doğal hakkıdır. Hele kameralı görüşmeyi “BBG evi” gibi gayri ciddi TV programları ile karşılaşmakta pek hoş görülmemektedir. Hükümetin ABD ve AB ülkeleri ile yaptığı görüşmeleri merak eden ve bilgi almak isteyen Türk halkının da Erdoğan’ın Baykal ile yapacağı görüşmenin detayları konusunda bilgi sahibi olması en doğal hakkıdır. Bu görüşmenin kayıt altına alınmasında hiçbir sakınca görülmemektedir. Açık ve ne yapmak istediğini bilen liderler bu gibi görüşmelerin halk tarafından detaylı bir şekilde bilinmesinden kaçınmamalıdır. Ülkemizin Başbakan’ı olan Recep Tayip Erdoğan’ın kameralı görüşmeden kaçmasını da anlamak mümkün değil. Acaba Siyasette kendisinden daha çok deneyimi olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kendisini bir oldu bittiğe getireceğini veya tuzağa düşüreceğini varsayım olarak görmesi de bir olasılık olarak önümüzde bulunmaktadır. Yalnız şunu iyice bilmeliyiz ki, bir ülkenin Başbakanı ve Ana muhalefet Partisi lideri karşılıklı olarak birbirlerini tuzağa düşürmeleri gibi bir düşüncede olmaları aklımıza gelebilecek en son ihtimaldir. Erdoğan’ın kameradan veya görüşme kayıtlarından kaçması geniş gruplar tarafından da olumlu karşılanmamakta ve bu görüşmenin kayıt altına alınmasına karşı çıkmanın diğer görüşmeler için kuşku uyandırdığı bilinen bir gerçektir. Bunun için Başbakan Erdoğan, bu kararından vazgeçerek CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile açık ve aleni olarak görüşmelerin zeminini hazırlamalıdır. Başbakan Erdoğan Deniz Baykal ile kapalı hiçbir şeyi konuşmayacağını grup toplantısında açıkça ifade etmesine rağmen, görüşmenin kayıt altına alınmasına karşı olduğunu bildirip bu görüşmeye katılmayacağını açıkça dile getirdi. Böyle düşünen bir Başbakan’a kameralardan kaçtığının da sorulması hem kendi seçmeninin hem de kendisine oy vermemiş seçmenlerin en doğal hakkıdır.

Sayın Başbakan’ın Baykal’dan kaçtığını veya kameralardan kaçtığını söylemek bizce mümkün değil ama Başbakan’ın halkın gerçekleri bilmesinden korktuğu yorumunu da yapmaktan kendimizi alamamaktayız.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da grup toplantısında konuşmasında her ne kadar ekonomik konularla başladıysa da konuyu, Türkiye-Ermeni ilişkileri ve demokratik açılıma getirmekten kendisini alamadı.Baykal, haklı olarak Demokratik açılım konusunda haklı olarak yol haritasının ne olduğunun açıklanmasını de istemesi kendisinin en doğal hakkıdır. Baykal, görüşmeyle ilgili olarak yaptığı son değerlendirme de de Erdoğan’ın yanlış yolda olduğunu ve bu yanlışa ortak olmayacağını dile getirdi.

MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli ise konuşmalarına ilişkin sertliği sürdürerek, AKP’yi bölücülükle suçlamadan kendisini alamadı.

Bahçeli, konuşmasında haklı mı haksız mı onu tartışmayacağız ve konuyu zamana bağlıyacağız. Yalnız Bahçeli bir gerçeği göz ardı etmemeli: DSP, MHP ve ANAP’ın oluşturduğu ve büyük risk altına girdiği iktidarı 3 Kasım da erken seçim kararı uygulanmasında ısrar ederek AKP’nin iktidara gelmesinin öncüleri olduğunu unutmamalıdır. Bunun dışında Türban ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçilmesinde gösterdiği tutum da ayrı bir değerlendirme olarak bilinmelidir.

Dünkü yazımızda belirttiğimiz gibi, bol alkışlı ve karşılıklı suçlamalı üç siyasi partinin grup toplantılarını katılımcılar TBMM de, vatandaşlar ise TV ekranlarından izledi. Salonda bulunanlar alkışladı ama salon dışındakiler ve TV ekranlarında izleyenlerin alkışlayıp alkışlamadıklarını pekte bilmemekteyiz.

Saygılarımızla..

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::